Ömrümüz Uzuyor Ama Yaşamımız Çalınıyor: “Hastalık Ekonomisine” Dur Demenin Vakti Gelmedi mi?
Yazar: Cengiz Gül | SAYED Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi
Tıp biliminin, teknolojinin ve modern yaşamın bize sunduğu en büyük armağanlardan birini yaşıyoruz: İnsan ömrü uzadı. Bugün doğan bir çocuğun 80’li, hatta 90’lı yaşları görmesi artık mucize değil, istatistiksel bir gerçeklik. Peki, madalyonun diğer yüzüne hiç cesaretle bakabiliyor muyuz?
Çevremizdeki yaşlılara, kendi anne babalarımıza, hastane koridorlarını dolduran kalabalıklara bakalım. Hayatımızın son 15-20 yılını nasıl geçiriyoruz? Günde 8-10 farklı ilaç yutarak, hareket kabiliyetimizi kaybederek, kronik ağrılarla ve başkalarına bağımlı kalarak… İnsanoğlu olarak ömrümüze “yıllar” eklemeyi başardık ama o yıllara “yaşam” eklemeyi unuttuk.
Asıl sormamız gereken ve toplum olarak yüzleşmekten kaçındığımız soru şu: Uzun yaşamak, bu şartlar altında bir lütuf mu yoksa hem birey hem de toplum için taşınması zor, yeni bir yük mü?
Sistem Bizi Korumuyor, Sadece Hastalanmamızı Bekliyor
Bugün gururla bahsettiğimiz küresel ve ulusal sağlık ile sigorta sistemlerimizin temel bir tasarım hatası var. Bu sistemler aslında birer “sağlık” sistemi değil; devasa birer “hastalık” sistemidir.
Sistem sizin sağlığınızı korumak için tasarlanmamıştır. Sizin hastalanmanızı bekler. Kalp krizi geçirmenizi, diyabet olmanızı, eklemlerinizin iflas etmesini bekler. Siz hastalandıktan sonra ise, sizi hayatta tutabilmek ve semptomlarınızı baskılayabilmek için milyonlarca lira harcar. Bir evi yanmadan önce yangına karşı korumak için birkaç yüz lira harcamak yerine, ev kül olduktan sonra enkazı toparlamak için servet dökmeye benzer bu durum.
Sırf bu “hastalığı finanse eden” yanlış kurgu yüzünden, ülkelerin sosyal güvenlik sistemleri çöküşün eşiğine gelmiştir. Toplumsal bir refah yaratmak istiyorsak, devasa binalara sahip hastaneler inşa etmekle övünmek yerine, o hastanelere “ihtiyaç duymayan” bir nesil yetiştirebilmeliyiz.
Yeni Bir Toplumsal Sözleşme: Sağlıklı Yaşam Ekonomisi
Dünyada şu an 7 Trilyon doları aşan yepyeni bir ekonomi doğuyor: Longevity (aktif ve sağlıklı yaş alma) ve wellness ekonomisi. Ancak bu, sadece zenginlerin genç kalmak için kullandığı lüks bir “trend” olarak algılanmamalıdır. Bu, toplumun her kesimine yayılması gereken sosyolojik bir zorunluluktur.
Biz SAYED’i kurarken, sadece bir dernek tabelası asmak için yola çıkmadık. Bu çarpık düzeni, akılcı ve bilimsel bir “Sağlıklı Yaşam Ekonomisi” ile değiştirmek için yola çıktık. Çünkü biliyoruz ki toplumun gerçek faydası ancak şu dört sütun üzerinde yükselebilir:
İlk olarak, tıp dünyasını “koruyucu hekimlik” ve hücresel yaşlanmayı geciktiren kanıta dayalı klinik uygulamalarla tanıştırmalıyız. İnsanlar hastalanmadan önce genetik ve hücresel risklerini bilmeli.
İkinci olarak, devlet politikalarımızı baştan aşağı “sağlık” odaklı kurgulamalıyız. Şehir planlamasından gıda regülasyonlarına, ilkokullardaki eğitimden yaşlı bakım merkezlerine kadar her şey “hastalanmamak” üzerine inşa edilmeli.
Üçüncü ve belki de en zorlu adım: Paranın yönünü değiştirmek. Kamu ve özel sigorta şirketleri, kişiye kalp krizi geçirdiğinde on binlerce lira ödemek yerine; o kişinin düzenli spor yapmasını, sağlıklı beslenmesini ve biyolojik yaşını genç tutmasını finanse etmeli, ödüllendirmelidir. Sigortacılık, hastalığın değil, sağlığın garantörü olmalıdır.
Son olarak ise aklın ve bilimin sınırlarını zorlayan sağlık teknolojilerini, yapay zekayı ve biyoteknolojik ar-ge çalışmalarını yerli ekosistemimizde destekleyerek bu alanda küresel bir oyuncu olmalıyız.
Yaşlanmak Kaderdir, Hasta Yaşlanmak Değil
Kabul edelim, zamanı durduramayız. Ancak yaş almak ile “yaşlanmak” aynı şey değildir. Kendimizin ve çocuklarımızın geleceği için, ömrümüzün o son çeyreğini yatakta değil; ayakta, üreterek, seyahat ederek ve onurumuzla yaşayabileceğimiz bir sistem kurmak zorundayız.
Hastalığı finanse eden, insanı yoran ve ekonomiyi tüketen bu çağ geride kalıyor. Türkiye’nin aydınlık geleceği; sağlığı, bilimi ve aktif yaşamı merkezine alan bu yeni modelde gizli. Artık enkazı toplamayı bırakıp, o yangının hiç çıkmamasını sağlamanın vakti geldi.
